Mi Eşiği (Masa Dergisi, 2017)
- meltem alkur
- 1 May 2017
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 30 Tem 2024
Şu şarkı eşliğinde okuyunuz.

Hayatın kırk ayaklı yolları sizi bazen öyle bir noktaya getirir ki vardığınız yer kapı duvardır. Mahpushane parmaklıklarının soğukluğunu, şafak sökmek üzereyken dağ eteklerine çöken sisin kasvetli grisini, bir bilgenin kulak tırmalayan sessizliğini ödünç almış duvar kılığında bir kapı. Daha önce ayak basılmamış toprakları hemen ardında saklayan gizli bir geçit. Tozundan bir nefesle kurtulmayı, eskisi gibi ışıldamayı bekleyen sihirli bir gaz lambası. Başka bir boyutta, yeni bir bedenle sizi ölümsüzleştirecek bir yudum iksir. Ama gelin görün ki bu kapı dilsiz, bu geçit meşalesiz, bu gaz lambası fitilsiz, bir iksir ki hem zehir hem panzehir.
Bu duvarı aşıp, öteki tarafa geçseler kuş gibi özgür olacaklarına inanırlar.
Hemen hemen herkes karşılaşır bu duvar kılıklı kapılarla ama çoğu insan bu engeli görür görmez arkasına dahi bakmadan çekip gider ve geldiği onca yolu ziyan eder. Bazılarıysa sabrın ateşinde olgunlaşmış olmanın verdiği bilinçle duvar görünümlü kapının eşiğine çökerler ve yok olma pahasına da olsa duvarın kapıya dönüşmesini, onlara yeni bir gerçeklik algısı kazındırmasını beklerler. Çünkü bu duvarı aşıp, öteki tarafa geçseler kuş gibi özgür olacaklarına inanırlar. Her sabah göğüs kafeslerini parçalamaya çalışan varoluş ağrılarından, gözyaşlarıyla düzenli olarak suladıkları halde yüzlerinde açmayan gül goncalarından, içlerinde nice yolu yalınayak kat etmişken yıllardır kulaklarına varamayan ağızlarından kurtulacaklarını umarlar. Bu dünyanın en mutlu insanı olamasalar bile kendi dünyalarının en mutlu insanı olacaklardır. Ama dilini çözemedikleri bu duvar her ne sebeptense onları eşiğinde, sancılı Araf’ında aç susuz alıkoymaktadır. İşte tam da bu eşik aşktır. Sınırlarını bilmediğiniz bir ülkenin topraklarında sessizlik nöbeti tutmaktır. İlk olarak sizi o eşikten uzaklaştırmaya çalışan aklınıza, sonra da insanlığa 3. Dünya Savaşı açmaktır. Görmeden cennet bellediğiniz bu diyarı bir başınıza Cengiz Han’ın ordusundan koruyacak cesareti kendinizde bulmaktır ve en önemlisiyse belki de sadece “hiç kimse”nin ördüğü bir duvarı iğneyle yıkabileceğinize inanacak kadar del’olmaktır.
Bu yüzden âşık, duvar ustasıdır. Bir yandan sol tarafındaki duvarı yıkmaya çalışırken diğer yandan sağ tarafına duvar örmeye çalışır. Tahmin edersiniz ki soldaki duvara hiçbir fiziksel güç
işlemez, duvardaki tek bir taşın tozu bile kıpırdamaz. Âşık çareyi kendine kelimelerden alet edevat yapmakta bulur. Boyunu aşan yerlere kelimelerden ördüğü merdivenlerle ulaşır. Rüzgârın nazlı melodilerinden kendine Müzeyyen Senar şarkıları besteler. Duyguları arasındaki uçurumları Halil İbrahim sofralarındaki kalabalıklarla doldurmaya çalışır. Her sigarasında merhum bir Kızılderililin imdat çağrılarını yâd eder. Göz bebeklerine sinmiş yorgunluğunu, gözyaşları gemilerine bindirip bedeninden sürmeye çalışır. Diğer yandan sağ taraftaki duvarın çimentosu tutmaz harfle, kelimeyle, dizeyle. O ne zaman söz merdivenleriyle inşaata başlasa bu duvarın altında kalır. İlk çıkarmada kalenin bayrağı düşer. Âşık zor kullanmak zorunda kalır, insanlarla arasına duvar örmeye yarayacak tüm beşeri aletlerini koyar ortaya. Kariyerini, sorumluluklarını, gıpta edilen başarılarını, yedi sülale akrabasını, uykusunu, kuşkusunu, coşkusunu... Bunlar bayağı bir tuğla eder. Ivır zıvırlarla da güzel bir sıva atar duvara. Diğer dünyadakiler ister istemez aldanır bu cilalı duvarın olmazsa olmazlığına.
Yıkamadığı bir duvarla kendi inşa ettiği duvar arasında yapayalnız kalan âşık aşmaya çalıştığı duvarın arkasını sorgulamaya başlar. Orada gerçekten yüzünde cennet saklı bir sevgilinin olup olmadığından şüphe eder. Olsa ses vermez miydi bunca zaman, o da uğraşmaz mıydı aradaki duvarı yıkmak için!
Eğer siz de bir kapının eşiğinde bekliyor ve arkasında birinin olup olmadığını sorguluyorsanız bilin ki “Mi Eşiği”ndesiniz. Siz o eşiğe çöker çökmez noktayla bitirdiğiniz her cümlenin sonu “ Mı, Mi” askerleri tarafından işgal edilmeye başlanır. Bu askerler ele geçirdikleri her cümleyi noktasından vururlar ve soru işaretiyle silahlandırılmış “Mi” takımından (mi, mı, mu, mü) bir askeri merhum noktanın yerine atarlar. Noktayla evli nice cümle “seviyorlar mı sevmiyorlar mı, bana mı bakıyorlar, bu satırları benim için mi yazıyorlar, bu rengi benim için mi giyiyorlar” gibi Mi’lere dönüşür soru işaretinin koynunda geçirdiği ilk gecenin ardından. Her şey bir belirsizlik kuyusuna düşer. İnsan lügatindeki hiçbir kelime yan yana gelip anlamlı bir cümle oluşturamaz olur. Varsa yoksa Mi’ler Mı’lar. Noktalar ve soru işaretleri arasındaki çelişkiye katlanamayan âşık sessizliğe gömülür. Bu öyle bir sessizliktir ki iki duvar arasında avaz avaz yankılanır. Âşık kendi haykırışlarında bulur aradığı sorunun cevabını. Aslında en başından beri duvarın diğer tarafındaki de avaz avaz susmaktadır.
Belli mi olur, gün gelir insan susmadan soru cümlelerinin içine sadece duvarın diğer tarafındakinin anlayabileceği anlamlı ifadeler yamamayı başarır. İnsanlara soru gibi gelen cümlelerle kendine bir dil yaratır ve o anda Mi askerleri toplamadaki sıfır, çarpmadaki bir gibi cümlenin etkisiz elemanına dönüşüverirler.
Sağınızdaki ve solunuzdaki duvarı bir saniyeliğine boş verin, başınızı yukarı kaldırın.
Seviyor (mu?)
コメント